Sömürüye
aşinayız. Her anına şahidiz. Bunun şahitliğiyle yaşamaya devam
edebilmenin arsızlığı en büyük icatlarımızdan. Bir bilgisayarın başında
tuşlara dokunurken et ve kan hissetmediğimiz için yaşamak mümkün.
Başkası mucize.
Ölü
görüntüler gözlerimizin önünde olmayana baktırıyor. Gözlerimizin önünde
olmayan işçilerle kurulan ikinci bir bağ bu… Bak! İşçiler hiç bu kadar
uysalca yanımıza sokulmamışlardı.
İşçilere
bak! İşleyen elleri ne güzel. Ellerini sık, ellerini öp. Selamla o
güzelliği. Bırak aramızda güzel güzel dolaşsınlar. Ürettikleri gibi.
İşçilere bak! İşleyen ellerini dondur ve duvarına as…
İşçi
sadece işleyen ellerinden ibaretse, işçi ürettiğinde güzelse; bedeni
her hareketinde daha da paramparça olurken, yine de onu görmek güzelse…
İşçiler kendi ellerinizi kesin! El ele tutuşmayın!
Cesetleri
ağır metal yığınlarının arasında sıkışan, groteskleşen bedenlere paslı
çubuklar sokturan, makine yağına ucuz kan karıştıran bu memleket bizim.
El ele tutuşmayın!
Riyakar acımaları rutinleştiren, pişkin ifadeleri devleştiren, istatistiklerle öldüren bu devlet bizim!
Her hücresine şiddet sızan organize hayatımıza ölene dek giremeyen emek kimin?
ve uzaklardan soframıza gelen ceset kokusu…
Ruhsuz emek. Donuk. Tarihsiz emek topraksız; toprağından edilip tuzla buz olan.
Parmaklıklar ardından bakın masumculuk biblolarınıza.